IRREVERSIBLE IMAGINATIONS IN CHANGING
Osman Faruk Akyol tarafından Per, 25/10/2007 - 08:41 tarihinde gönderildi.
We observe that Aristotle is not very interested in the term “eikasia”
which Platon chooses as one of the key elements of “doksasta”. Aristotle
prefers to use “phantasia” derived from the term “phaino” instead of this term.1
However the term has been used as “phos” in the translation made by Guilelmus
de Moerbeka into Latin and according to Thomas Aquinas this term has been
derived from “phanos” which means “appearance”.2 The reason why the
light is important here is that the light animates the colours which help us
recognise the boundaries of the objects. In terms of this meaning, the light
turns into the key requirement for the imagination’s having the variety of
objects comprising the world.
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 530 okuma
- Arkadaşına gönder
Sünphilosophein
Osman Faruk Akyol tarafından Per, 11/10/2007 - 21:13 tarihinde gönderildi.Epikürosçu gelenek içerisinde, tanrıların yaşantılarını taklit eden, kopyalayan ve bunda da en yüksek mükemmellik durumuna ulaşan bir anlayış olduğunu biliyoruz. Her biri gelenek içinde birer "kathegemones" olan Epiküros, Metrodoros, Hermos ve Polianos Epiküros bahçesinde* öğrencilerin taklit etmek için yarıştıkları isimlerdi. Bu, bir öğrenci için yaşamsal ve birincil bir durumdu.
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 430 okuma
- Arkadaşına gönder
BİLGİYİ SATMAK
Osman Faruk Akyol tarafından Salı, 19/12/2006 - 21:31 tarihinde gönderildi.Bir yazıya başlamanın her zaman en zor işlerden biri olduğunu düşünmüşümdür. Şimdi de bu yazıya başlarken aynı zorluğu hissettiğimi özellikle belirtmek istiyorum. Konuşmanın başlığı aslında pek çok şeyi hemen çağrıştırabilecek bir genişlik verse bile, gene de başlangıç her zaman hem çok zor ve hem de çok önemli. Üstelik yazının insanın düşüncesinde şekillenen sorunları ve bunlar üzerine analizlerini kayıpsız olarak yazıya dökmesinin mümkün olmadığını düşünürsek, bu zorluğun boyutları bir parça daha açıklık kazanmış olacaktır.
Biz bu konuşmada bilginin insan açısından ne anlama geldiği üzerinde durmaya çalışacak ve onun, biricik değil, ancak çok önemli bir parçası olan üniversitedeki yerine değineceğiz. Bunu yaparken elbette amaçladığımız şey, esas olarak insan-bilgi ilişkisi olacaktır. Ancak kabul edilmesi gerekir ki, böyle bir ilişkinin analizinin sadece kısa bir konuşma içine sıkıştırılması imkansız ve bir o kadar da yanlış olur. Gene de söyleyebileceklerimizi ortaya koymaya çalışacağız.
- 1 yorum
- Devamını oku
- 965 okuma
- Arkadaşına gönder
BİREYLEŞME İLE MEKÂNIN ARASINDA-Kİ MİMAR
Osman Faruk Akyol tarafından Salı, 19/12/2006 - 20:50 tarihinde gönderildi.Gündelik hayatımızı gerçekleştirirken ortaya çıkan bütün sayılabilir durumların kendi aralarında hemen göze çarpan bir ortaklık bulunmaktadır. Bu ortaklığın insanla, algılayan bireyle olan ilgisini kurmak, onun üzerinden bu ortaklığı fark etmek de mümkündür. Bizler, algılayan ve algıladığının da farkında olan var oluşlar olarak --duyusal-- algımıza konu olan fizik dünyanın içinde bizi şaşırtacak herhangi bir şeyi neredeyse bulamayız. Başka bir deyişle, fizik dünyanın işleyişi içinde bize değen şeylerin hiç birinde bir şaşırtıcılık yoktur.
Her biri birer var olan olarak karşımızda duran veya bizi ‘karşılayan’ ‘karşıda bırakan’ nesnelerin ortaklığı, bu anlamda, onların normallikleridir. Normal olmaları, sadece kendi başlarına beliren var oluşlarında değil; fakat aynı zamanda başka var oluşlarla girdikleri çeşitli düzey ve derinlikteki ilişkileri üzerinden de devam etme eğilimi taşımaktadır.
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 591 okuma
- Arkadaşına gönder
DEMİURGOS VEYA MİMAR
Osman Faruk Akyol tarafından Paz, 17/12/2006 - 18:11 tarihinde gönderildi.Bu konuşmada çok temel olarak mimar ve onun eseri ile olan ilişkisini anlamaya çalışan bir tutumu ortaya koyacağım. Bu tutum, doğal olarak, kendisine konu edindiği problemlerin çok fazla dışında olmayan; ama tam da kalbinde yer almayan bir probleme, gene bir parça değişik bir bakış açısından yaklaşmayı deneyecek. Bu bakımdan anlatımdaki sıkıntıların mümkün olduğu kadar dinleyiciye yansıtılmaması kaygısı, dileği, arzusu hep ön planda tutulmuştur. Kuşkusuz burada bir önemli şeyi daha sizlerle paylaşmak istiyorum. O da şudur: Farklı bir bakış açısıyla konuyu ele almak genellikle iki nedenden dolayı gerçekleşir. Bunlardan birincisi, konuyu ele alanın zihinsel yeteneği ile ilgilidir. O güne kadar kimsenin göremediği bir yaklaşım tarzını “keşfeden” dahi konuyu yeniden var edebilir. İkinci neden ise konuyu ele alanın o konu hakkındaki yetersizliği olabilir. Konuyu o güne kadar değerlendiren anlayışları kavramaktan uzak bir birikimi olduğundan, konuyu anlamanın biricik yolunun kendi deneyimi olacağını düşünen cahil, değişik bir bakış açısı ile konuya yaklaşır. Buradaki değişik olmak, olasılıkla konuyu daha iyi ele almak anlamına gelmez.
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 1069 okuma
- Arkadaşına gönder
ANLAŞILABİLİRLİK NEREDE ?
Osman Faruk Akyol tarafından Cum, 10/11/2006 - 15:14 tarihinde gönderildi.Oturduğum yerden uzaklardaki koruluk alana baktığımda farklı tonları olan yeşil bir renk görüyorum. Bundan sonra, asla hesaplayamayacağım kadar kısa bir süre içinde de görüntüye ağaçlar geliyor. Adına ağaç dediğimiz bu nesnelerin kılıklarını belirliyorum. Ağaç topluluğunun hemen arkası veya yanı diyebileceğim yerlerinde onlar gibi "doğal" olmayan ve onlardan "farklı" bazı nesnelere daha rastlıyor bakışım. Bu farklılığın ortaya çıkmasında ağaçlardaki belirli bir kılığın yardımını görüyorum. Koruluk alanın, dolayısıyla ağaçların bana olan uzaklıklarını, nasıl ve nereden elde ettiğimi kestiremediğim tecrübelerime dayanarak hesaplamaya çalışıyor ve böylelikle büyüklükleri hakkında bir fikir yürütmeye çabalıyorum. Eğer bulunduğum yer kapalı bir mekânsa, ağaç gölgelerinden güneşin konumunu ve/veya sallanmalarından da rüzgarın yönü ve/veya şiddetini anlayabiliyorum.
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 1097 okuma
- Arkadaşına gönder
ORTAÇAĞ VEYA IŞIĞA AÇILAN PENCERE
Osman Faruk Akyol tarafından Cum, 10/11/2006 - 13:38 tarihinde gönderildi.Ortaçağı felsefi anlamda genel olarak “anlatabilecek” bir yazı yazmanın kolay bir iş olmadığı çok açıktır. Bunun en geçerli nedenlerinden birisi, Ortaçağın hemen her döneminde, akla gelebilecek her konu hakkında, uçsuz bucaksız tartışmaların ve bu tartışmalara ilişkin yorumların yapılmasıdır. İnsan adeta nereye bakacağını şaşırır! Bir anlamda Ortaçağ felsefesi bağlamında herhangi bir konunun çevresinde dolanmak bu denli büyük bir zorluğu içermeyebilir. Çünkü hedefiniz bellidir ve neyin veya nelerin etrafında dolaşmanız gerektiğini bilirsiniz; bilmeseniz bile konu size bunu dolaylı yollardan pekala öğretir.
- Yeni yorum ekle
- Devamını oku
- 1544 okuma
- Arkadaşına gönder
KÜRE/SEL/LEŞME İNGİLİZ/CE/LEŞME Mİ DEMEK?
Osman Faruk Akyol tarafından Per, 06/07/2006 - 22:06 tarihinde gönderildi.Dilin, insanın kendisini ifade edebilme aracı olarak ortaya çıktığı aynı zamanda insanın kendisi de ortaya çıkmış oldu. Bu anlamda dilin “insan soyunun bütün varlığıyla birlikte” gittiğini söylemek yanlış olmaz. Dil dediğimiz şey, içinde yaşıyor olduğumuza ilişkin derinden bir inanç duyduğumuz dünyamızın ‘biçimlenmesi’ söz konusu olduğunda kendisinden kesinlikle ayrı olamayacağımız çok önemli bir işleve sahiptir. Başka türlü ifade edecek olursak dilimiz, bizi oluşturan ve çevremiz/dünyamız demek olan nesneler/olgular çokluğunun anlamlı bir araya gelişinin ‘bizim açımızdan bir tür garantisi diyebileceğimiz ‘sistem’in ta kendisidir.
- 2 yorum
- Devamını oku
- 1818 okuma
- Arkadaşına gönder
ORTAÇAĞ FELSEFESİNDE VARLIK ANLAYIŞI
Osman Faruk Akyol tarafından Per, 06/07/2006 - 21:10 tarihinde gönderildi.Merhaba,
Ortaçağ aşağı yukarı 5. yüzyıldan itibaren söz konusu edilen bir dönemdir. Bu dönemin başlangıcında bir parça, ama çok az miktarda Grekçe metin var elimizde. O Grekçe metinlerin dışında bütün eserler 16. yüzyıla kadar hep Latince yazılmıştır. Dolayısıyla, Ortaçağ denince Latince konuşulan bir dünyayı anlıyoruz. Ortaçağ denince, ortaçağın tarihlendirilen o kısmına denk düşen İslam dünyasını genellikle pek anlamıyoruz. İslam dünyası farklı bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Yani bir ortaçağ araştırmacısı batı ortaçağını anlamaya çalışırken İslam dünyasının katkılarını bir parça bilmek mecburiyetindedir. Ancak İslam felsefesi her zaman daha farklı bir alan olarak karşımıza çıkıyor.
- 1 yorum
- Devamını oku
- 1673 okuma
- Arkadaşına gönder
