DEMİURGOS VEYA MİMAR

Bu konuşmada çok temel olarak mimar ve onun eseri ile olan ilişkisini anlamaya çalışan bir tutumu ortaya koyacağım. Bu tutum, doğal olarak, kendisine konu edindiği problemlerin çok fazla dışında olmayan; ama tam da kalbinde yer almayan bir probleme, gene bir parça değişik bir bakış açısından yaklaşmayı deneyecek. Bu bakımdan anlatımdaki sıkıntıların mümkün olduğu kadar dinleyiciye yansıtılmaması kaygısı, dileği, arzusu hep ön planda tutulmuştur. Kuşkusuz burada bir önemli şeyi daha sizlerle paylaşmak istiyorum. O da şudur: Farklı bir bakış açısıyla konuyu ele almak genellikle iki nedenden dolayı gerçekleşir. Bunlardan birincisi, konuyu ele alanın zihinsel yeteneği ile ilgilidir. O güne kadar kimsenin göremediği bir yaklaşım tarzını “keşfeden” dahi konuyu yeniden var edebilir. İkinci neden ise konuyu ele alanın o konu hakkındaki yetersizliği olabilir. Konuyu o güne kadar değerlendiren anlayışları kavramaktan uzak bir birikimi olduğundan, konuyu anlamanın biricik yolunun kendi deneyimi olacağını düşünen cahil, değişik bir bakış açısı ile konuya yaklaşır. Buradaki değişik olmak, olasılıkla konuyu daha iyi ele almak anlamına gelmez.

Burada, başlıktan da kolayca anlaşılabileceği gibi ben basit bir Platon okumasını sizlerle paylaşacağım. Amacım, Platon’un “demiurgos” terimine, kavrayışına yüklemiş olduğu öz nitelikleri, doğrudan doğruya veya satır aralarından bulup çıkarmak ve bunu yaparken bir taraftan da akıllarda “nasıl bir mimar?” sorusunu uyandırmak olacaktır. Kuşkusuz işin güç olduğunu hepiniz farketmişsinizdir; çünkü bildiğiniz gibi Platon eserin başlarında Demiurgos’un nasıl biri olduğunun keşfedilmesinin zorluğundan zaten bahseder ve daha sonra da ünlü bir Sofiste nazire edercesine, keşfedilse bile onu insanlığa anlatmanın olanaksız bir iş olduğunu söyler1. Ama bütün bunlarla birlikte bile olsa bizim gene de belli belirsiz bir iz sürebilmemize yetecek kadar ipucu bırakır Platon. Bu izi sürebilmek için öncelikle ileride işimize yarayabilecek kısa bazı değinmelerde bulunmak gerekecek:

Eğer söz Demiurgos’tan açılacaksa, o zaman Timaios bir “opera sine qua non”dur2. Platon bu ünlü ama bir o kadar da karmaşık diyalogunda evrenin kuruluşu veya, eğer temkinli bir düşünce yolunu izleyeceğimiz konusunda kendi kendimize söz verecek olursak, diyebiliriz ki, yaratılışı hakkındaki düşüncelerini ortaya koymaktadır. Ama eserin sadece demiurgos’un anlamı açısından önem taşıdığını söylemek doğru olmaz. Demiurgos veya mimarın önemi, Platon’un başka bazı diyaloglarında olduğu gibi ontolojik ayrımdan söz etmesiyle adeta ivme kazanır: “...Hiç oluşa gelmediği halde her zaman Var-olan şey nedir? ve her zaman oluşa gelmekte olup da hiç Var-olmayan şey nedir?”3

Timaios’un hemen başlarındaki bu anlatım bizi, Varlık ile Oluş arasındaki ayrımı ve dolayısıyla ilgiyi veren önemli bir açılıma taşır. Kısaca dile getirilecek olursa eğer, Platon’a göre Varlık denilen şey; a- zamana tabi olmayan; b- her türlü değişiklikten uzak; c- ezeli ve ebedi olan; d- varoluşu için kendisinden başka herhangi bir varoluşa gereksinimi olmayan; e- bütün bunlardan dolayı da sadece ve ancak akılsal ruh aracılığıyla ve temaşa (contemplatio) yoluyla nesneleşebilen bir yapıdır. Buna karşılık Oluş ve olmakta-olan ise yukarıda sayılanların tam tersi özelliklere sahiptir. Yani, a- zamana tabidir. b- sürekli bir değişim içindedir. c- bu yüzden bir başlangıcı ve bir sonu vardır. d- varoluşu için kendisinden başka bir Varlık’a gereksinim duyar, yani zorunsuz bir yaratılışa sahiptir. e- Bu yüzden de akıl yürütme gerektirmeyen (yani αλόγου: λόγος’u olmayan) bir duyulanmanın nesnesidir.

İmdi birbirinden böylesine farklı iki nesnenin [yani doksasta ve noeta] içinde yer aldıkları mekanların da birbirlerinden farklı olmaları gerekecektir. Buraya kadar bilgi kuramı açısından bir sorun olmamasına karşın, bu iki dünyanın aralarındaki ilgi ve etkileşim söz konusu edildiğinde yanıtlanması gereken ciddi sorular ortaya çıkmakla birlikte, Demiurgos’un bu iki farklı varoluş arasındaki ilgi ve ilişkiyi anlamamıza yardımcı olabilecek bir işlevinin olduğunu düşünebiliriz. Bu türden bir düşünmeyi haklı çıkartabilecek neler olduğunu sorduğumuzda da karşımıza şunlar çıkmaktadır:

Demiurgos, Platon’un, üzerinde yaşamakta olduğumuz fizik dünyayı kuran, yapan, ortaya çıkartan bir etkinliğin sahibini anlatmak için kullandığı bir terimdir. Demiurgos, Platon tarafından gerek Timaios’ta ve gerekse öteki bazı diyaloglarda, bazen Baba4, bazen Yapıcı5 ve bazen de Tanrı6 olarak anılmıştır. Doğaldır ki, burada Tanrı ile anlatılmak istenen, kesinlikle tek-tanrılı dinlerin anladığı Tanrı değildir. Çünkü buradaki süreçte bir “ex nihilo” yaratma durumu söz konusu değildir. Bu tarzda bir algılama Demiurgos’un bir “creator” olmadığını; fakat belki sadece bir tür “Productor” olduğunu söyletmeye yeterli gibi durabilir.

Demiurgos terimi Platon’un yaşadığı dönemden önce olasılıkla “demogorgon” şeklinde kullanılmaktaydı Demogorgon yaratılış’ı gerçekleştiren en yüce güç olarak bilinmekteydi ve bu isim daha sonraları pek çok “şair” tarafından da kullanılmıştı. Örneğin Boccaccio Genealogia Deorum adlı eserinde demogorgon’dan Grek mitolojisinin baş tanrısı olarak sözetmiştir. Ama belki de bizim açımızdan ve yukarıda verdiğimiz iki ayrı dünyayı birbiriyle ilişkilendiren bir işlevi olması bakımından demiurgos’u (veya demogorgon’u) en iyi anlatan örnek şair Meredith’in Evan Harrington adlı şiirinde geçer. Şair demogorgonun ortaya koyduğu etkinliği bir tür terziliğe benzetir. Yani iki ayrı dünyayı, iki farklı kumaşı birbirine diken bir yüce terzi!Bkz. Sir Paul HARVEY, Ed. And Com., The Oxford Companion to Classical Literature, Oxford: Clarendon Press, 1959, p. 139. Dolayısıyla şunu daha en baştan söylemek mümkündür ki, demiurgos veya mimar bu evrenin en zor işini başarmakla yükümlüdür. Zeus’un görevlendirdiği Prometheus’un bile insanı yaratırkenki işi bu kadar zor değildi belki de.

Evrene ruh kazandıran, onun nedeni olan demiurgos, yani bir evren-tini olarak evrenin mimarı, sadece terim olarak değil fakat düşünce olarak da ilk defa Platon tarafından ortaya atılmamıştır kuşkusuz. Evren-tini düşüncesinin Anaksagoras ile olan ilgisi açıktır. Anaksagoras’a göre evrendeki bütün hareketin ilkesi, arkhesi olarak kavranabilecek bir akıldan (νους) söz edebiliriz. Bu aklın özellikleri, bizim demiurgos’u belirlemeye çalışırken kendilerinden yardım alabileceğimiz niteliktedir. Anaksagoras’ın arkhe’si her şeyden önce άπειρον yani sonsuzdur, sınırı yoktur. Başka kelimelerle ifade edecek olursak o bir τόντε τι, yani Latinlerin deyişiyle bir hoc aliquid değildir. Kendi-kendisini idare eden, yöneten bir yapısı (αυτοκρατές) bulunmaktadır. Ve gene kendisi dışındaki başka her ne varsa hepsini birden idare eden, yöneten (κρατείν)’dir7.

Demiurgos veya mimarın bu anlamda yaptığı en önemli iş, formsuz, başka kelimelerle söyleyecek olursak henüz fiziksel algılamanın konusu/nesnesi ol/a/mamış “malzeme”nin “oluş” içinde yer alması konusunda cesaretlendirici bir işleve sahip oluşudur. Demiurgos veya mimar, evrene, oluşa bir ruh ve zeka (Phronesis) veren; insan ruhunu yapan bir anlamda “oluş”un içinde yer alan her ne varsa hepsinin nedenidir. O, öyle bir kaynaktan beslenen bir akılsallıktır ki, elindeki malzeme, sırf bu özelliğinden dolayı “adeta ona teslim olur”, “ona güvenir ve onun gösterdiği ‘oluş’ yoluna itirazsızcasına ‘düşer’”.

Platon Timaios 28c’de biraz anlamsız kaçan bir soru sorar: “Evrene dair soracağımız bir soru daha var: Yapıcısı onu bu iki örnekten hangisine göre yapmıştır, değişmeyen, her zaman aynı kalana göre mi, doğmuş olana mı?” Burada bu sorunun gereksizliği açıktır. Çünkü demiurgos veya mimar eserini ortaya koyarken kendisine örnek aldığı ilkeler veya paardeigmalar bedensel gözle görülebilecek nitelikte değildir. Demiurgos veya mimar karşısında herhangi bir bireysellik olmaksızın sadece sezgisel olarak kavrar ve bu kavrama onun düşünmesine karşılık gelir. Demiurgos veya mimar işte tam da düşündüğü anda eserini gerçekleştirir. Onun burada yaptığı, salt düşünürken “estetik nesne/ler” ortaya koymasıdır.

Yukarıda kısaca değinilen Varlık ve Oluş dünyalarının farklı nesneleri olduğu bilinmektedir. Varlık dünyasının nesneleri aynı zamanda düşünmenin nesneleridir. Bu dünyanın nesnesi görüldüğü anda bilinir ve bu tam bir bilme olur. Bu tam bilmenin sonucunda Demiurgos veya mimar tarafından işte o güzel özelliği olan nesne/ler ortaya çıkar. Başka kelimelerle söyleyecek olursak demiurgos veya mimar nesnesini varettiği anda kendisini de görünür kılmaktadır. Ancak bu görünür kılınma fizik evrende gerçekleştiğinden, bu görüntüyü farkeden için o, gerçekliğin sadece çok küçük bir kısmını oluşturur. Sadece çıplak gözle gören için artık o fizik/estetik nesneden hareketle sezgiselliği yakalamak olanağı yoktur. Sadece estetik nesneden hareketle sezgisel (intuitif) değil; fakat çağrışımsal (contuitif) bir duruma ulaşılacağını söylemektedir Platon. O yüzden demiurgos veya mimar eserini oluştururken kendisine örnek aldığı “şey”i salt düşünme etkinliğinde kavrar ve kavradığında da zaten o çağrışımsal etkinliğin nesnesi olmuştur bile.

Demiurgos veya mimar eserini ortaya koyarken “gözlerini!” başlangıcı olmayan ilke, yani ilk-örnekten hiç ayırmadığı için, Platon’a göre onun eseri başlangıcı olan şeylerin en güzeli olur8. Güzeli yakalamak için yalın olanı bulmak zorunludur ve yalın olan, bileşik halde olmayan ise ancak anlaşılabilir olandır (yani res intelligibilis). Demiurgos veya mimarın (demiurgein) anlamında yaratacağı her nesnenin kalkış noktasının işte bu anlaşılabilir mekan olması zorunludur. Çünkü güzel olan ancak sezgiyle yakalanabilir olandır ve bu da sınırlı olanın değil; fakat sınırın ötesinde olanın, yani kendisi hep sınır (‘ın kendisi) olanın ifadesidir. Bu anlamda demiurgos veya mimarın etkinliği aynı zamanda arındıran (kathartik) bir etkinliktir de. Çünkü bu etkinlik, her defasında sınırı aşan ve ama aynı zamanda sınırda oalnın yüklenebileceği bir kendinde güzelin temaşasıdır. Bu temaşa demiurgos veya mimarı kendisine çeker ve içeri çekilen de güzele olana katılmış olur.

Böyle bir sürecin ortaya koyduğu nesne de güzel olacaktır kuşkusuz. Çünkü kendisini ortaya koyanın katıldığı süreç güzelin kendisidir ve bu sürece bir kez katılan ona asla ihanet edemez. Dolayısıyla demiurgos veya mimarın yarattığına katkısı en üst düzeyde gerçekleşir ve bu aynı zamanda iyi olanı da beraberinde sürükler. Temaşa edilenin doğasına ihaneti yasaklayan tavrı, temaşa süresince, estetik nesnenin üretimine katkısı bakımından elde edilenlerin “doğa”ya uygun ve “doğru” şeyler olduğunu da garanti eder. Bu bakımdan demiurgos veya mimar sadece güzel olanı yaratmış, ortaya koymuş olmaz; fakat aynı zamanda doğru veya iyi olanı da işaret edilebilir hale getirmiş olurlar. Başka kelimelerle dile getirecek olursak, demiurgos veya mimar sadece estetik olanı üretmezler. Hatta bunu böyle isteyebilmiş olsaydılar bile bunu gerçekleştiremeyeceklerdi. Çünkü kendisine bir kez sahip olunduğunda, bilgisine sırt çevrilemeyecek olan “doğa” artık bunu yasaklamıştır. Sezgisel olarak sahip olunulan veya aslında kendisine katılınan o “şey”e uygun olarak gerçekleştirilen her eylem sadece güzel değil; fakat güzel olduğu için doğru ve iyi de olacaktır. Yani demiurgos veya mimar aynı zamanda etik olanın da “nelik”ini belirlemiş olur.

Demiurgos veya mimar eylediğinden fazlasını bil/e/mez. Çünkü yaptığı ya da daha doğrusu, yapabildiği kendinde güzel olanın peşinde olan bir düşünme etkinliği ve bu etkinliğin sonucu olan düşüncenin fizikileştirilmesidir. Ancak bu tarz bir süreçle birlikte demiurgos veya mimar kendisini kendisi olarak var kılabilir. Kendinde güzel ile (dolayısıyla iyi ile) ilişkisi ne kadar ise o kadar varolan demiurgos veya mimarın yaptığı bildiği kadardır. Yapamadığının veya olmayanın bilgisi söz konusu değildir.

Bir anlamda, demiurgos veya mimarın ortaya koyduğu estetik nesne tesadüfen orada değildir. Demiurgos veya mimar, güzele duyduğu özlem sayesinde hem onunla ama hem de onu öteleyen bir sınırın üstünde, kendi düşgücünün, kimliğinin, kişiliğinin dışında olanı kullanarak kendini estetik nesneye akıtır, yansıtır. (metheksis denen şey budur.)Nesneye yansıtılan demiurgos veya mimarın kendisi ve sözü edilen durumlarının tümüdür. Ama gene de onların hepsinin birden toplamı demek değildir estetik nesne.

Böyle bir nesne, sözü edilen durumların hepsinin ve belki de fazlasının birden doğrudan veya dolaylı olarak sağladıkları katkı ve olanaklar ile birlikte oradadır; ama sadece orada olmak bile onların hepsini aşan bir karşı duruşu işaret eder. Demiurgos veya mimar, sanki ilk anda ulaştığı “kendiliklerin” sığınağı olarak inşa ettiği, ortaya çıkardığı estetik nesnenin çağrışımsal kullanımlara kapalı durmasını talep eder. Bu talep belki de, kendinde güzelin veya başka her ne ise onun kavranışındaki “sezgisel” sürecin önemiyle doğru orantılı olarak yerinde görülebilir. Bu, aynı zamanda estetik nesnenin kendi başına taşıdığı değerlerin korunması ve “taklit”in (yani mimesis’in) önünü almak adına da anlaşılabilir bir kaygıdır. Ama demiurgos veya mimar, ortaya çıkardığı estetik nesnenin başkalarının “arayışlarını” yönlendirecek ve onların aslında tam olarak neyi aradıklarını hatırlatabilecek (yani anamnesis: anımsama) bir işlevinin de saklı olması gerektiğini düşünür.

Bu yüzden o sığınak, başkalarının da, herkesin de içinde yer aldığı, hatta kök saldığı ortak bir yaşama alanı, bir “ev” haline gelir. O ev kocaman bir evrendir. Sadece demiurgos veya mimar “herkes” için bir ev ortaya koyar. Evren de ev de demiurgos veya mimarın çizgileriyle varolanların yerini bulmalarına yardımcı olur. Başka türlü söyleyecek olursak, EV-REN aracılığıyla fiziki varoluş gerçekleşir. İnsan o muazzam varoluşla karşı karşıya olduğunu demiurgos veya mimar aracılığıyla fark eder.

O. Faruk AKYOL

  1. Bkz. Platon, Timaios, τον μεν οούν ποιητήν και πατέρα τούδε του πάντως εϊρίν te έργον και "ευροντα" εις πάντας αδύνατον λέγειν.
  2. Guthrie, Timaios’un Renaissance’a değin etkisinin çarpıcı bir nitelikte olduğunu söylemektedir. Esere ilişkin ilk yorum Ksenokrates’in öğrencisi olan Krantor tarafından yazılmıştır. Cicero’nun eseri Latinceye tercüme ettiğini biliyoruz; ancak sonradan bu tercümenin önemli bir kısmı ortadan kaybolmuştur. Daha sonra, Latinlerin de önemli bir kısmından yararlanacakları Khalcidicius tercümesi (53c’ye kadar olan kısım) 12. Yüzyıla kadar önemini koruyacaktır. Bkz. W. K. C. GUTHRIE, A History of Greek Philosophy, Vol. V, Cambridge. Cambridge University Press, 1978, p. 241.
  3. Platon, Timaios, 27d-28a.
  4. Bkz. [ποιητής και pater] Philebos 37c, akt. W. K. C. GUTHRIE, A History of Greek Philosophy, Vol. V, Cambridge. Cambridge University Press, 1978, p. 253 dn. 2.
  5. Bkz. [το ποιούμενον ve το γιγνόμενον] Philebos 27a, akt. W. K. C. GUTHRIE, A History of Greek Philosophy, Vol. V, Cambridge. Cambridge University Press, 1978, p. 253 dn. 2.
  6. Bkz. [ο Θεός] 30a, b, d, 31b, 32b, 34a, 55c, 56c, 69b, 73b. akt. W. K. C. GUTHRIE, A History of Greek Philosophy, Vol. V, Cambridge. Cambridge University Press, 1978, p. 253 dn. 2.
  7. Bkz. L. P. GERSON, God and Greek Philosophy, Studies in the Early History of Natural Theology, London: Routledge, 1994, pp. 28-30. Aynı zamanda konuyla ilgili olarak Aristoteles’in De Anima’sında da ilginç belirlemelerle karşılaştığımızı söylemek gerekir. Aristoteles’in proton kinon (Primum mobile), yani ilk hareket ettirici’sinin kaynağı olarak özellikle Anaksagoras’ı göstermek çok yanıltıcı olmayacaktır kanısını taşımaktayız. Aristoteles’ten öğrendiğimize göre Anaksagoras’a göre ruh hareketi ortaya çıkaran bir etkileyici güçtür ve bu güç neyin doğru neyin yanlış olduğuna da karar vermektedir. Bu bakımdan onun aynı zamanda moral açıdan yargılayıcı gücünün de bulunduğunu söyleyebiliriz. Bkz. Aristoteles, Peri Psykhis, 404b’den itibaren.
  8. Bkz. Platon, Timaios, 29a: “ο μεν γαρ κάλλιστος των γεγονότων, ο d’άριστος των αιτιων” : “zira oluşagelmiş olanların içindeki en güzel(evren)dir ve o (demiurgos) da en adil neden”.